MİDAS KRALLIĞI

Frigler Hakkın da Tüm Bilgilerin Paylaşıldığı Bölüm
Cevapla
HayatAğacı
DeFiNeLeRiM MüDaViMLeRi
DeFiNeLeRiM MüDaViMLeRi
Mesajlar: 10548
Kayıt: 15 Şub 2010, 12:19

MİDAS KRALLIĞI

Mesaj gönderen HayatAğacı » 19 Şub 2010, 10:28

M.ö ikinci binin son yüz yıllarında Anadolu’yu ele geçiren Frigler Doğu Avrupa’dan gelmiş bir kavimler birliği olduğu görülmektedir. Onarlın Anadolu’ya gelişi doğal olarak önemli bir tarihsel olay sayılmaktadır. Çünkü platoyu geçip Hititlerin Anayurtlarında atılmasında etkili olarak Frigler yarımadanın iç kesimlerinde birkaç yüzyıl ellerinde tutmuşlar yazık ki Frigler tarihi hakkında pek az bilgimiz var. M.Ö. 8. yüzyılda benimsedikleri abc ile yazdıkları yazıtlar bu gün elimizde bunlar okuması anlaşılmaktadır. Bu nedenle tarihlerinde geçen olaylardan söz eden belgeler ile bu olayların zamanların gösteren işaretler yazıtların dışında iki ayrı alanda aramak gerekiyor Yunanlı yazarlar Firgler hakkında kuşakta kaşağın bilgileri kaydederler. Bundan ötürü Frig tarihinin geç dönemleri üzerine söylenecekleri üzere daha çok şey vardır. Asur ve Urartu krallarının yıllıklarında da bambaşka bir bakış açısıyla da Firgya yayınlamanın doğu sınırındaki siyasal gelişmelerde söz edilmektedir.

Yunanlılarda Firig yayılmasını troia savaşında önce olduğu konusunda düşünce birliği vardır hatta daha eskiden Troialı priamaos’un amazonlar diye bilinen halka karşı adını Phyrgialı önderlerinden olan Mygdonların Kralı Mygdonla birlikte savaştığından söz eder kimi zaman Amazonların Hititler olduğunu cesaret edenler olmuştur. Konuya Mezopotamyalılar açısında bakıldığında Yunanlıların verdiği adla anılmasalar bile Firiglerden Asur kaynaklarında ilk kez söz edilmesi M.Ö.1660’la tarihlenebilir. Asurulular Friglerden söz ettiklerinde Muşki kimi zamanda Muşki ve Tabal diyorlardı bunlardan ilki sonradan Roma eyaletleride olacak Lykaonia ile Kapaodikiayı elinde tutuyor görünürken öbürü Hitit krallarının kuzeydeki eski düşmanı Kaşka kabilelerinin birleştiği olmuş beklide Hititlerin yerlerinde edilmesinde onlara destek olmuşlar.

Böylece Hitit imparatorluğunu yıkılmasının üzerinde yarım yüzyıl geçmeden Marmara’dan Doğuda Asur boylarına değin İç Anadolu’nun tümünü kapsayan Frig krallığı yada belki birbirleriyle yakınlığı olan yöneticilerden oluşan anlaşmalı bir birlik kurulmuştur. Ama Troas’dan Lykia’ya uzana alanın sıkı sıkı elinde tutan eski Assuva birliğinin tutucu yerli devletlere firglerle Ege kıyılarında arıyordu güneyde de belki Mopsos ile onun Yunanlıların daha önceden yerleştikleri Kilikia krallığını Toroslardan Suriye yoluna kapatıyordu. Mopsos’un aştığı yolu başka Yunanlılarda izleyecek M.Ö. 11. ve 10. yüzyıllarında bütün Ege kıyılarında denizden den gelen yerleşmeciler yerleşecekti bu durumda ilzeirni aramamız gereken yer uzun süre oturdukları Anadolu’nun iç kesimleridir. Bu yerlerin sayısı gerçekten çoktur. Doğuya doğru öyle görünüyor ki Frig yerleşmelerinin en yoğun olduğu yerler beklendiği gibi eskiden beri oturanlar Hitilerin Anadyurdu denilen alandır. Burası Ankyra başlayıp doğuda kızıl ırmak yayının tümünü içine alarak Kapadokya’nın ötesine gider. Bu yerlerin çoğu Alacahöyk AlişarKültepe, pazarlı gibi Tunç Çağının belli başlı kentlerinin yıkıntıları ve boğazköydeki eski Hitit başkentinin kalesi üzerinde kurulmuş duvarlarla çevirili olan hali kasabalardır. Pazarlı’daki bir evin çevresini kaplayan boyalı kiremitlerin üzerinde yürüyüş halindeki Frig askerlerinin de bulunduğu kabartmalı resimler vardır. Bu askerlerin daha önce Anadolu’da benzeri hiç görülmemiş yuvarlak kalkanları ve türlü miğferleri vardır. Boğazköy’de Frig tabakasında Firgi yontu sanatının tuhaf bir örneğinde çıkmıştır. Yarı çıplak tanrıçanın iki yanında lir ve çift kaval çalan güldürücü kişiler bulunmaktadır. Bütün bu örenlerde ele geçen Friglere özgü birkaç renkten oluşan cetrevil desenli çanak çömlekli daha da çekicidir.

Frig krallığının barı yarsının tarihi de Arkeolojisi de öteki yarısından iyi bilinir. Başkent Gordion daha sonra Kral yolu olan büyük karayolunun Sakarya’yı kestiği noktadır Kentin kalıntılarını örten kocaman höyükten Yunanlı yazarlın tanıdığı Gordios, Midas gibi adaların bağlantılı kimi Phyrgialı

Yönetici ailelerin zengin mezarlarının bulunduğu çok sayıda Tümülüs görümektedir höyükte Ameriklalırca yürütülen kazılar kentin M.Ö. VIII. Yüzyılındaki askeri gücünü ve görkemini ortaya çıkarmıştır. Eski bir Hitit yerleşmesinin yıkıntıları üzerine kurumlu olan KEntkalın ağaç gövdeleriyle desteklenmiş güçlü taş duvarlarla çevrilmiştir. Taş kulelerin arasında oldukça içinde kalmış güzel bir kale kapısı ortaya çıkmıştır. Kapıdan sonra göz alıcı kamu yapıları gelmktedir. Bunların bir kısmı şekillerle süslü mozaiklere çok erken örnekleriyle döşenmiştir. Amerkalıların açmış olduğu birkaç tümülüsün en büyüğünün yüksekliği 60 metreyi geçmektedir. Sözlü geleneğe göre bu Middasın mezarıdır. Mezarın odasının yeri dermeyle 1955 yılında saptamıştır. Zemin yüzeyinde açılan yatay tünelle de odaya ulaşılmıştır. Bunun basit bir mühendislik işi olduğunu düşünülmüştü. Belki ama işin son aşamalarında beklenmeyen güçlükler ortaya çıkmıştır.

Midas’ın Krallığı

Tünelin boyu 90 metreyi aşmıştı ki yaklaşık 1 metre genişliliğinde dikey duvarla karşılaşıldı şimdi hayta olmayan kazı başkanı Dr.Rodney Young , bu duvarı yardığında portakal büyülüğündeki molozlar bu oyukta akmaya başladı çıkanlar temizlendikçe yenileri geliyordu. D.r Young o zaman bunların mezar odasını üzerine yığılmıuş olan koruyucu molozlardan oluşan tepe olduğunu anladı başka seçeneği olmadığı için gelen molozları tam bir hafta boyunca dışarıya taşımak zorunda kaldı vagonlarla dışarı atılan molozlar 150 metre küpü aşmıştı akıntı yavaşlamaya başlayınca taş duvardan yaklaşık 2 metre içeride bu kez koca kütüklerden oluşan başka bir dikey engel olduğu görüldü. Dr.Young bu engelinden arkasından bir metre kalınlığında gene bir moloz duvarı onunda arkasında mezar odasında duvarı vardı odanın duvarları çok özenli bir biçimde kesiti 0,2 metre kareyi bulan çok büyük artış gövdelerinden yapılmıştı. Bu sırada her iki yandaki moloz duvara destek verdikten sonra yukarı tırmanıp mezar odasında çatısını inceleyebildi. İşte burada karşılaştığı görünüm gerçekten olağan üstüydü.

Mezar odasının üzerine yılmış olan molozlardan üzeri toprakla örtülmeden önce 25 cm lik bir kil tabaksıyla sızıntıyı engelleyecek biçimde örtülmüştü şimdi kilin altındaki moloz boşaltınca ortadan kilden katedral kubbesi biçiminde koskoca bir kubbe kalıvermişti.artık tepenin muazzam ağırlığını bu kil tabakası taşıyordu. Dr.Young. tepe çökecek diye pek kaygılanmayıp mezar odasının ahşap odasında bir delik açamaya girişti. Dr.Young açmış oldukları delikler odaya girişiyle çok heyacanlı bir shane yaşanmış olsa gerek tam önünde durduğu yerin altında üzerinde krallığın iskeleti bulunan büyük kerevet çökmüş iskelet çürümüş 21 kat keten ve yünlü örtünün altında yarı yarıya gömülmüş duruyordu. Ama daha ilk adımda onun dikkatini çeken 2600 yıl sonra içeri dolan havanın etkisi ile çözülmeye başlayan ahşap eşyanın odanın sessizliğinde açıkça duyulan hafif çıtırtılarıydı.

Mezar odasına ahşap eşyası için kaygı duymakta bir ölçüde haklıydı Dr. Young heen kimyasal işlemlere geçirebilirdi. Ama bu kadar çok eşya hangi müzenin başına kalsa büyük bir sorun olurdu mezar odasından çıkanlar arasında en az dokuz tane 3 ayaklı tahta masa , iki kalkmalı kafes, 3te süslemeli iskemle vardı bu eşyanın kalkmalarını niteliği ve karmaşıklığı göz alıcıydı.

Sayısı 1069’u bulan tunç kaplarda çok ilginçti. Sağda duvar boyunca büyük bakır kazanlar demir saç ayakları üzerinde dizilmişti. Bunların önünde kalkmalı büyük mobilyaların çökmesiyle yerlerde saçılan kaplar vardı her şey bir yana kaplar küflenmiş tuncun saçtığı tavus kuşu mavisi renkleriyle olağan üstü etkileyici bu katlar şimdi Ankara Anadolu Medeniyetler Müzesinde özentiyle raflara dizilmiş kimyasal işlemlerden geçirildikten sonra eki donuk bakır renkleri geri verilmiştir. Güzel işçilerine karşın kapların özgü etkileyici görünüşü kaybolmuştur. Kapların beklide en çarpıcı olanları ağızları insan figürleriyle süsülenmiş olan üç tunç kazandır. Dış ülkelerden alındıkları sanılan bu kazanlar Urartu maden işçiliğinin en yüksek düzeydeki örnekleriydi. Bunların dışında çok değişik biçimlerde büyük tunç kaplarda bulunmuştur.kova biçiminde olan bir tanesi kürkleyen aslan başı gibi yapılmıştır. Asur kralı ikinci Sargon’un sarayında götürülmüş yüksek kabartmada bir kişi sol elinde bu tören kabının son benzeri vardır. M.Ö. 8. yüzyılın son on yılında yapılan bu kabartmanın tarihini D.R. Young’ın tamda midas’ın üzerine vermiş olduğu tarihe karşılık geliyor.

Bir firig mezarının tamamen özgü bir yanı burada bir nebze olsun altın yada gümüş çıkmamış olması daha erken dönem erkek mezarlarında hep görülen siyahlardan bulunmamasıdır. Buna beklide hiçbir zaman doyurucu bir açıklama getirilmeyecektir. Kerevetteki ölünün yaşı altmıştan çok boyuda bir buçuk metreden biraz uzun olarak belirlenmiştir. Ayağında süslü çizme yada potinler üzerinde birbirini altı yerden tunç fibula ile tutturulmuş 2 giysi vardı. Ayrıca yatağın baş uzuna yakın yerdeki büyük keten torbada bulunan 165 tane fibula torba parçalanınca yere saçılmıştı ancak değerli madenlerden yapılmış değerli madenlere rastlanmamıştı. Midas adının efsanevi altın çağrışımını düşünenler değerli eşyanın ikinci bir odada kazılan yerin altında gömülü olduğunu ileri sürmüşlerdir anca Young’un bu ideadan kuşku duyması için kendine göre gerçekleri vardır.

Midas’ın Krallığı

İlgi çekici başka bir noktada yazıtlardır. Midas’ın mezarında bulunan yazıtların büyük bölümü tunç kaplarının üzerindeydi üç tanesinde temizlendikten sonra ağzını tam kenarında küçük bal mumu levhalar üzerinde anlaşılmaz frig alfabesi ile yazılmış kısa yazılar görüldü. Taş yada kil tabletlerle anlaşık olarak balmumu kaplanmış tahta ya da fildişi levhalara yazı yazmak o sırada Asur da yaygındı Anadolu’da çok erken dönemlerde bu uygulama benimsenmiş olmalı

Başkent Gordion’un dışında Frig anıtlarının yoğun olarak bulunduğu yer Eskişehir’in güney doğusundaki kayalık dağlık uzak bölgelerdir. Bunlar kayalardan yontulmuş orasında burasında aslanlar yada kolayca tanınmayan figürler olan heykellerdir. Geçen yüzyılda bunları keşfedenler kral mezarı ile ilişkili olduklarını ileri sürmüşlerdir. Yakınlarda yeni yorumlar getirmiştir. Bu bölgede aralarında Sakarya’nın da bulunduğu birkaç önemli ırmağın kaynakları vardır. Hemen hemen her seferinde bu yontuları bir tatlı su kaynağını yakınında bulunduğu göze çarpmaktadır. Dr.Barnett buna dayanarak bu yontuların suya tapınmayla ilgili kutsal yerler olduğunu ileri sürmüştür. Ancak bu anıtların en etkileyicisi yazı kayadaki Midas’ın mezarıdır. Bunu da kayalık bir yayla biraz daha sonraki dönemlerde kalan yıkıntılarla kaplıdır. Yakınlarda dik dik bir bal kaya üçgen çatılı bir yapının cephesine benzetilerek yontulmuş kabartma biçiminde geometrik süslemelerle bezenmiştir. Bu süslemelerde pazarlık bulunmuş olan pişman toprakta duvar kaplamaları örnek almış olmalı üçgen çatının tepesinde çok Yunanvari bir akroter taçlandırılmaktadır. Bu yapı mezar değil de daha çok tapınak olarak düşünülürse Barnett’in önerdeiği gibi kaya yontuları genellikle Anadolu’nun çok eskiden beri tapınan Doğa Tanrıçasının Frig dilindeki adının Yunancadaki karşılığı olan Kybele kültüyle bağıntılı olabilir Frigler ona kaya kadını derlerdi.

Barnett Firgllerle ilgili baka bilgileri de bir araya getirmiştir. Firig dilindeki yazıtlarla ilgili olarak şunlar söyleniyor: Firig abcsinin en az İon ve Yunan abcleri gibi Fenik abacsinden alındığını herkes bilir. Ancak Frig harflerinin bilinen en eski Yunan örneklerine çok benzediği bilinse de bu gerçek pek ilgi göstermemiştir. Öküzün tarlayı sürdüğü gibi denen ilk dönem, Yunan yazıtlarında kullanıldığını gördüğümüz satırları her iki doğrulukta yazma yönetmenin Hitit hiyeografilerinden Frigler aracılığıyla alındığı bellidir. Barnett burada şu sonuca varıyor: Firig abcsi Yunan abc sinin babası olabilir. Gorion’dan M.Ö.8.yüzyıl ortalarında bu buluşun gerçekleştiği yeridir. Barnett küçük çaplı başka başarılılarında Firglere ait olduğunu anımsatır. Yukarıda sözünü ettiğimiz üzerinde resimler olan kiremitler Feriz denen kabartma heykellerin Frig mimarlarınca bulunduğu savunan desteklenmektedir. Barnett Latincede oya işleyene Phrygio denildiğine dikkat çeker. Yunanlıların Frig halılarını iyi bildiğini bunlara Tapis dediklerini söylerler. Yunanlılar zilin fülütün ve başka müzik aletlerinin bulunmasını da Phyrgio halı müzisyenlere borçlu olduğumuzu söyler. Son olarak gülü Midas’ın bulduğu söylenir at yetiştiren soylular diye betimlenen Anadolu’nun bu kuzeyli yönetileri belkide sonunda yerli halkın kültürünü esaslı bir katkıda bulunmuştur, ancak bu kez Kafkaslardan gelen yeni bir göç dalgasıyla yönetimlerinin armesi çok sürmemiştir. İncil’de “Gomer” diye geçen tarihte Kimmerler diye bilinen güney Rusya’dan gelen barbar bir ulus M.Ö. 7. yüzyılda platoyu doğudan batıya hızla geçti Gordion yakılıp yıkıldı Midas’ta söylendiğine göre canına kıydı.


Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini unutma! Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.(Kasas 77)

yaptığımız tüm yorumlar, ya yasal Kazı Öncesi araştırlamarı Esas alarak, yada bilgilenmek amaçlı araştırmaları Esas alarak, yapmaktayız ... LÜTFEN !!! kaçak kazılardan uzak duralım.

HayatAğacı
DeFiNeLeRiM MüDaViMLeRi
DeFiNeLeRiM MüDaViMLeRi
Mesajlar: 10548
Kayıt: 15 Şub 2010, 12:19

Re: MİDAS KRALLIĞI

Mesaj gönderen HayatAğacı » 05 Mar 2010, 14:35

Gordion' un tarihi M.Ö. 3000 yılına (eski tunç çağı) kadar dayanmaktadır.Yaklaşık olarak M.Ö. 3000'li yıllara (M.Ö. 3000-2000) rastlayan Eski Tunç Çağı, Gordion'da yerleşimin bilinen ilk safhasıdır. Gordion Eski Tunç Çağı'nda (M.Ö.3000-2000) Hattilerin, Orta ve Geç Tunç Çağı'nda (M.Ö. 2000 - 1100) Asur ve Hititlerin ,Demir Çağında (M.Ö. 1100 - 620) Friglerin önemli bir yerleşme yeri idi. Ünlü Gordion şehrinin kalıntıları; Ankara’ya 94 km uzaklıkta, Eskişehir yönünde, Sakarya (sangarios) Irmağı kıyısında, Polatlı’nın Yassıhöyük köyündedir.Başkenti Gordion olan Frig ülkesi Ankara, Afyon ve Eskişehir'in tümünü, Konya, Isparta ve Burdur illerinin kuzey, Kütahya'nın ise doğu bölümünü kapsamaktaydı. Doğuda Kappadokia (Doğu kaynaklarında Tabal ve Kaşku ülkeleri), sonraları Galatia, güneyde Lykaonia, Pisidia; batıda Lydia, Karia; kuzeyde de Bithynia ve Paphlagonia bölgeleri ile çevriliydi.

Resim
Resim


Kral Yolu aslında İlkçağda kendiliğinden oluşan bir ticaret yoludur. Anadolu tarihinin bilinen en eski yolu Kral Yolu’dur. Aşağı Mezopotamya'da İran Körfezi kıyılarından Anadolu'da Ege Denizi kıyılarına kadar uzanır. Kral Yolu bazı beşeri sebeplerden ötürü, önce Tuz Gölü’nün kuzeyinden geçmiştir. Bu sebeplerin birisi Hititlerin merkezinin Hattuşaş olması, diğeri de Sinop’un İlkçağ’ın önemli limanlarından birisi olmasıdır. M.Ö. 6. yüzyılda Kral Yolu, Efes’ten başlamakta ve Sardes, Gordion, Hattuşaş üzerinden Kayseri’ye varmakta ve Gülek Boğazı’ndan geçerek (İran) Susa’ya ulaşmaktaydı. Zaman içerisinde Hattuşaş’ın önemini kaybetmesiyle Kral Yolu Tuz Gölü’nün güneyinden geçmeye başlamıştır. Yolun seyri tarihçilerin babası sayılan Heredot'un yazılarından, arkeolojik araştırmalardan ve tarihi kayıtlardan yararlanılarak yeniden yapılmıştır. Batıda Sardes'ten başlayarak (Türkiye'de İzmir'in 95 km kadar doğusunda), doğuya doğru şu anki Türkiye'nin orta kuzey kısmından Asur'un başkenti Ninevah'a (şu anki Musul, Irak) varmaktadır, daha sonra Babil'in (şu anki Bağdat, Irak) güneyine geçmektedir. Babil'in yakınından, yolun iki ayrı yola ayrıldığı düşünülmektedir, bir tanesi kuzeybatıya daha sonra batıdan Ecbatana ve oradan da İpek Yolu ile beraber gitmektedir, diğer yol ise doğuya devam ederek Pers başkenti Susa'ya (şu anki İran) ulaşmaktadır ve daha sonra güneydoğudan Persepolisten geçmektedir. Frigler dönemindede kullanılan Kral Yolu Lidyalılar (MÖ:676-MÖ:546 ) tarafından geliştirilmiştir. Lidyalı kral Giges ticaret için Efes’ten başlayıp mezopotamya’ya kadar uzanan kral yolu’nu geliştirmiştir. Efes – Ninova arasındaki bu önemli ticaret yolu, doğu – batı arasında ticaretin ve kültürel etkileşimin hızlanmasını sağlayan bir köprü olmuştur. Yolun Pers İmparatorluğu'ndaki şehirler arasında en kolay veya en kısa yolu takip etmemesinden dolayı, arkeologlar yolun en batı kısmının Asur kralları tarafından yapıldığını düşünmektedirler çünkü yol eski imparatorluğun kalbine doğru gitmektedir. Aslında bu Yol tarih sahnesinde önemli rol oynayan imparatorlukların neredeyse tümünün kalbinden geçmektedir. Daha doğu taraftaki parçaları ise (şu anki İran) büyük ticaret yolu İpek Yolu ile kesişmektedir. Ancak, Darius I. şu an bildiğimiz Kral Yolu'nu en son haline getiren kişi olarak düşünülüyor. Darius I. yol tabanını iyileştirerek ve parçaları birleştirerek bir bütün haline getirmiştir.Bu dönemde yol Perslerin merkezi Susa'ya (İran) oradanda Persepolis'e kadar uzatılmıştır.Şu an bildiğimiz Kral Yolu veya tam ismi ile Pers Kral Yolu Pers İmparatorluğu kralı Darius I. zamanında M.Ö. 5. yüzyılda yapılmış olan bir antik anayoldur. Darius bu yolu büyük imparatorluğu boyunca (İran) Susa'dan Sardes'e(Manisa) kadar hızlı ulaşımı kolaylaştırmak için yapmıştır. Bu kuryeler yedi günde 2.699 kilometre seyahat edebiliyorlardı. Bu yol öncelikle krallığın elçileri için hızlı bir ulaşım ortamı sağlamıştır. Persler zamanında yol boyunca karakollar ve konak yerleri (menzil) yapılmış, ticaretin yanı sıra askeri amaçla da kullanılmıştır. Yaklaşık 2500 km. uzunluğunda bakımlı ve düzenli bir yoldur. Bu yol ile ilgili olarak yazılı en eski bilgileri Herodot Tarihinde bulmaktayız. Persli kuryeler, efsaneleşen hızlarını bu yola borçluydu. Tarihçi Herodot “Dünyada Persli kuryelerden daha hızlı seyahat eden başka bir şey yoktur.” cümleleri ile onları övmektedir. Benzer bir şekilde, "Ne kar ne yağmur ne sıcaklık ne de gecenin karanlığı onların görevlerini yapmalarına engeldi" cümlesi ise bu kuryelerin gayri resmi sloganlarıydı. Persler bu yol sayesinde o çağların en hızlı ulaşım ve iletişim ağına sahipti. Darius'un geliştirdiği yol o kadar önemli bir antik eserdir ki Roma zamanında da kullanılmaya devam edilmiştir. Türkiye'de Diyarbakır'da bir köprü o zamanlardan beri hâlâ ayaktadır.Tarih sahnesinde bu yolu hakimiyeti altına alan uygarlıkların hepsi ekonomik açıdan gelişerek altın çağlarını yaşamış,dünyaya hakim krallıklar olmuşlardır.Bu yüzdende yolun adı Kral Yoludur. Bu yol tarihteki önemini çok yakın zamana kadar korumuştur.Birinci Dünya savaşı döneminde itilaf devletleri Osmanlı devletine Sevr barış antlaşmasını imzalatmaya çalışmıştı. Bu antlaşma ile Osmanlı devleti yok sayılıp Galip devletler arasında paylaşılacaktı. Bunun sebeplerinden biriside Tarihi Kral Yolunun önemini hala korumasıydı. Sevr antlaşması Türk milletinin milli mücadeleye olan inancını arttırmış,Kurtuluş mücadelemizi başlatmıştır. Yunanlılar Antlaşmayı onaylatmak için Anadoluda ilerleyerek başkent Ankaradaki Polatlı sınırına dayanmışlardı. Anlaşılan Yunanlılar Büyük İskenderin Kral Yolundaki Gordionda çözemediği kördüğümü çözmekte kararlıydı. Böylece İstanbuluda alıp Constantinopolis yapacaklar büyük bizans imparatorluğunu tekrar kuracaklardı. Ama başaramadılar Türk milleti Polatlıda Yunanlıların Kral Yolundaki bu kördüğümü çözmelerine izin vermeyerek büyük bir zafere imza attı.Türkiyede bu yol bakımından önemli bir coğrafyaya sahiptir.Türkiyenin bulunduğu topraklarda tarihin en zengin uygarlıkları yaşamış başta Gordion olmak üzere Kral Yolu üzerinden anadoluyu bir ticaret merkezi haline getirmişlerdir.Bu yüzden Türkiye stratejik olarak çok önemli bir konuma sahiptir.



M.Ö. 1. binyılda Gordion, eskiçağda Anadoluda kurulan Frig Krallığı’nın başkenti olmuştur ve Gordios adlı (frig başkenti kurucusu) Frig kralının adını almıştır.Demir çemberli tekerlerin aşındırdığı Kral Yolu'nda bir gün eski bir araba yol almaktadır.Arabayı kullanan gence yaşlı annesi ve orman işçisi babası eşlik etmektedir.Annesinin doğduğu Telmesos'u bugünkü Fethiye'yi ve liman kenti Patara'yı arkalarında bırakalı günler olmuştu. Bey dağlarını ve Batı Toroslar'ı aşıp kuzeye Frig ülkesine doğru yönelmektedirler. Frig Kralı Gordios ölmüştür. Halk çok üzgündür. Kralın yerine geçecek kimse yoktur. Ülkenin ileri gelenleri toplanır ve kahinlerden yardım ister.Kahinler kehanette bulunurlar ve şu andan itibaren Gordion'a arabasıyla ilk giren kral olacaktır. O Kral Midas'tır artık. Midas Frig ülkesinin Gordios tan sonra bilinen ikinci kralıydı. Tarihçi Arianos’a göre Gordios Telmesos’lu (Fethiye) bir kadınla evlenmiş ve Midas adını verdiği bir oğlu olmuştur. Geçmiş dönemlerine ait kesin bilgiler bulunmayan Friglerin Midas, en çok bilinen ve meşhur kıralıdır. Kent en parlak dönemini Kral Midasın dönemi olan M.Ö. 725 ve 675 yılları arasında yaşamış,bütün Orta ve Güneydoğu Anadolu’ya egemen, güçlü bir krallık düzeyine ulaşmışlardır.

Resim
Resim


Frig kralları ya Gordios yada Midas olarak anılırdı. Bu dönem Asur kayıtlarında da Friglerle ilgili ifadelere rastlanmaktadır. Midasın Kral oluşu gibi yaşamı ve ölümü üzerinede mitolojiler yazılmıştır.Yaşamı boyunca acılar çekmiş olan Midas'ı eşek kulaklarıyla ünlenen bir kral olarak da tanırız. Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde yapılan bilimsel çalışmalarda, Midas'ın ana karnında bir hastalığa yakalandığı ve kulak kanalları asimetrik olarak doğduğu anlaşıldı. Asimetrik kulak yapısı nadir görülen bir hastalık şekli. Önden veya arkadan bakıldığı zaman bir kulağın diğerinden çok daha yukarıda veya aşağıda olduğu görülür. Çirkin bir görünüm oluşturan bu hastalık Midas'ın kafatasında belirgin izler de bırakmış. Halkından utanan Midas'ın sürekli olarak başına geçirdiği bir serpuşla gezdiği, kulaklarını hiçbir zaman göremeyen halkının ise, Krallarının kulakları hakkında yorum yaparak, göremedikleri kulakları eşek kulağına benzeterek Kralları hakkında dedikodu yaptıkları düşüncesi kuvvet kazandı. Midas hakkındaki mitolojilerden birisindeyse şarap tanrısı Dionysos, Kral'a ne isterse dileyebileceğini söylemiş. Midas ise, "Dokunduğum her şey altın olsun." demiş. O günden sonra Kral Midas neye dokunduysa altın olmuş. Önceleri çok hoşuna giden bu tılsım daha sonra Midas'ın başına bela olmuş.Yemek için elini dokunduğu ekmek altın olmuş, dudağını değdirdiği şarap altın külçesine dönüşmüş. Sevdiği hiç kimseye dokunamaz, herhangi bir şeyi yiyemez ve içemez olmuş. Hatasını anlayınca da, şarap tanrısı Dionysost'an bağışlanmasını istemiş. Dionysos, Midas'a acımış ve Paktolos ırmağında ( Lidya'da Sardis'te) yıkanmasını sağlayarak O' nu bu beladan kurtarmış. O günden sonrada ırmağın kumu altın olmuş. Midas’ın efsanede her dokunduğunu altın yapması her ne kadar ezoterik bir motif olsa da kökenini bu dönemdeki Frigler’in zenginlikleri için anlatılanlardan almıştır. Mitolojide dokunduğu herşeyi altına dönüştüren dünyanın en zengin ve güçlü kralı Midas'ın mezarında 1 gr dahi altın bulunamaması belkide mitolojinin sonunun doğruluğunu kanıtlamaktadır. Midas'ın kral seçilişi ve yaşamına hüzün veren eşek kulakları ne kadar efsanevi ise ölümüde o denli efsanelere konu olmuştur. Midas kendini görkemli ve zapdedilmesi imkansız bir başkente sahip sanır.Ancak bugün daha surları ve kale kapısı ile görenleri şaşırtan Midas'ın Gordion'u M.Ö 695 yılında İran'dan gelen ve adeta çekirge sürüsü gibi Anadolu'yu yiyip bitiren Kimmer Baskınına dayanamayarak yerle bir olmuştur.Midas bu baskından sağ kurtulur ama o günden sonra sıkıntılı bir hayat sürmüştür.Gordion'lu Midas artık kendi kaderini kendi tayin etmiş ve harap olan Gordion yıkıntıları üzerinde dolaşırken mitolojiye göre boğa kanı içerek intihar etmiştir. Fakat uzmanlar tarafından Kral Midas'ın kafatası 3 boyutlu tomogrofisi çekilerek incelenmiştir.Bu incelemeler sonucunda kafatasının iç yapılarında büyük ölçüde değişiklikler tespit edilmiştir. Kafatasının göz çukurunun sağ köşesinden yukarı doğru giden bir kırık hattı görülmüştür. Böylece Midas'ın ölüm sebebinin mitolojide söylendiği gibi boğa kanı içerek intihar etmesinden değil, başının sağ tarafına aldığı ağır bir darbe ile öldürüldüğü ispatlanmıştır.


Firiglerin en ünlü tanrıçası ilk kez 6. yy yazıtlarında "Matar" (Anne) veya "Mother" biçiminde kaydedilmiştir. Birkaç yazıtta "Kübileya" (dağların) sıfatı ile birlikte anılır. Tanrıça Greklere ve Romalılara bu sıfatından dönüşen "Kybele" veya "Cybele" olarak geçen Firig tanrıçası aslında Anadolu’nun en eski tanrıçalarından biri olan Geç Hititlerin Kubabasıdır. İsmi Hellenistik Çağ'da Kybebe biçiminde yaygındı. Kybele adı verilen bu tanrıça, yaşam ve bereketin tanrıçası, aynı zamanda bütün tanrıların, insanların ve doğanın anası sayılıyordu. İlk çağda Anadolu'da matriarkal, yani kadınların egemen olduğu bir toplum vardı. Bu egemenlik yalnızca kadınların doğurgan olmalarına dayanıyor erkeğin bir insan yaratma payı bulunmadığı sanılıyordu. Bu yüzden Anadoludaki matriarkal toplumun baş tanrısı bir dişiydi. Doğrudan ilişki kurulamasa da doğurganlığı ve bereketi temsil ettiğine inanılan Ana Tanrıça anlayışı Anadolu'da Neolitik Çağ'a kadar uzar. Zaman aktıkça, ana tanrıça Kybele dört bir yana yayılmış, Hz. Muhammed'den çok önce Anadolu'dan Mekke'ye Kybelenin bir heykeli götürülmüş ve tapılmak üzere Kabe'ye konulmuştu. Araplar yüzyıllarca Kybele'nin bu heykeline tapmışlardı. Müslümanların namaz kılarken yüzlerini döndükleri yöne verdikleri Kıble sözcüğü, Kybele'den geliyordu. Sakarya boylarının Yunanistan'da yüzyıllardır yankılanan mitoloji kahramanı yalnızca Kybele değildi. Birde onun sevgilisi Temmuz vardı. Temmuz'u Sangarios (Sakarya) ırmağının kızı nana doğurmuştu. Nana, beyaz bir badem içini bağrına basarak Temmuza gebe kalmıştı. Badem ağacı, her ağaçtan önce çiçek açarak ilkbaharın müjdecisi olduğu gibi, Kybele ile seviştikten sonra ölen ve ilkbaharda yeniden dirilen Temmuzu simgeliyordu. Ana Tanrıçanın onun ölüsünün hiç bozulmaması için öldükten sonra Temmuzu bir çam ağacına dönüştürdüğü Çam ağacınında yaz-kış hiç bozulmadan kalmasıda başka bir efsanedir. Tarımsal üretimin en fazla olduğu aya da Temmuz adı verilmişti. Sakarya'nın kızı Nana'dan doğan Temmuz, yüzyıllar sonra İslam ve Hıristiyan geleneklerinede yansımıştı. İlkbaharda Müslümanların Hıdırellez, Hıristiyanların Paskalya şenlikleri hep Temmuzun doğum şenliklerinin kalıntılarıydı.Yunanlılar, Anadolu mitolojisine sahip çıkmışlar, benimsemişler ve bütün dünyaya da Yunan mitolojisi olarak tanıtmışlardı. Firiglerde Urartular gibi yüksek kayalıklara kapı benzeri kutsal anıtlar yapmışlar ve tanrıçayı burada kutsamışlardır. Firiglerde ayrıca Güneş Tanrısı Sabazios ve Ay Tanrısı Men önemli tanrılar arasındadır.


Frigler tarım ve hayvancılıkla uğraşıyordu bu yüzdende kıyılardan çok Anadolu içlerine doğru genişlemeyi yeğlemişlerdir. Nitekim efsaneye göre ilk Frig kralı çiftçilikle uğraşan bir köylü olmuştur. Bazı belgelerde Friglerin büyük sürüler beslemeleri, özellikle at yetiştirmeleri, bağ ve bahçelerinin verimliliği övgüyle anlatılır. Gordion'un ekonomisini, hammaddesi keçi ve koyun yünlerinden oluşan, ilk iğne ile nakış işleme sanatını da geliştirdikleri dokumacılık (özellikle çengelli iğne yapımındaki teknolojileri çok ileriydi) , dericilik, tüm antik dünyaya ihraç ettikleri demir ve tunç işlemeciliği, mobilya sanayi, Anadolu'ya geliş yerleri olan Güneydoğu Avrupa ve Balkanlarda iyi bildikleri ve bugünde hala o bölgelerde yapılan ballı şarabın oluşturduğunu özellikle büyük tümülüste ele geçen verilerden (Midasın ölü yemeğinde ballı şarap bulunmuştu) anlamaktayız. Frigler şarap üretimine önem vermiş ve Anadolu’da bağcılığın gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Frig döneminde kurulan Ankara’nın eski ismi olan Ancyra eski Yunanca’da koruk, Engürü ise Farsça’da üzüm anlamına gelmektedir. Frigler döneminde anadoluda üzüm çeşitliliği boldur. Tarihçi Heredot’un üzümünden ve bağlarından övgü ile bahsettiği ünlü Yeşil Vadi ,Sağlıklı Frigya (Phyrgia Salutaris) vadisidir. Firigler Anadoluda bir karayolu ağı kurdular. Doğuda Asur ve Luvi devletleriyle,Ege kıyılarındaki Yunan kentleriyle yoğun bir ticaret ilişkisine girip Kral Midas döneminde büyük bir zenginliğe ulaştılar.Kral Midas Batı Anadolu kentlerinden Kyme (Nemrutkale) kralının kızıyla evlenmiştir. Öte yandan fildişi tahtını Yunanistan’daki Delfoi Apollon Tapınağı’na armağan ederek Kıta Yunanistanı ile ilişkileri güçlendirir. Gordion’da yapılan kazılarda ele geçen Yunan çanak-çömlekleri bu ilişkilere ait diğer örneklerdir. Kazılardan çıkan bulgularda uzak ülkelerden satın alınan birçok eşyaya rastlanmıştır.Bu dönemde Asurlular Firiglerin en güçlü düşmanlarındandı bu yüzden Midas Asurlularlada dostça ilişkiler kurdu. Midas'ın doğu kralları ile ilişkisi, onun Asur kayıtlarındaki Muşkili Mita olabileceği önerisi kabul edildiğinde geçerlilik kazanır. MÖ 709 yılında Asur kralı II.Sargon’un bir yazıtında “benden önceki krallara boyun eğmeyen Mita” diye bir ifade vardır. Firigler müzik alanındada gelişmiş vede bir çok müzik aleti bulmuşlardır. Frigyalılar hayvan öykülerinin bulucuları olarak kabul edilir. Ayrıca yazmayıda yanlızca kral ve çevresi değil halkın büyük çoğunluğu biliyordu.

Resim
Resim


Frigler M.Ö. 676 yılında yıkılarak tarih sahnesinden çekilmişlerdir. MÖ 7. yüzyılın başında Frigya Devleti'ne son veren Kimmerler'ce işgal edilen kent yakılıp yıkıldı. Daha sonra bölgeye egemen olan Lidyalılar' ca kent yeniden kuruldu.Frigler tarıma Lidyalılar ise ticarete önem veriyorlardı. Tarihte ilk defa metal parayı Lidya'lılar kullanmışlardı.Böylece değiş-tokuş usulünün yerini Lidyalılar sayesinde para almış oldu Sonradan Pers kralı Kyros (Keyhüsrev), son Lidya kralı Kroisos'u (Karun) yenince (M.Ö. 547) Gordion Persler' in eline geçti.Tarih boyunca Gordionu fetedip elinde bulunduran imparatorlukların tümü altın çağlarını yaşamışlardır. Persler Gordiona çok önem vermişler, kral yolu üzerinden kenti bir ticaret merkezi durumuna getirmişlerdi.


Sonradan Makedonya Kralı Büyük İskender savaş alanlarında ender görülen 40.000 askeri geçen güçlü ordusuyla yola çıkmış, Pers kralı 3. Dara'yı (3. Darius) yenerek Gordionu ele geçirmiş bu zafer Helenistik çağın başlangıcı olmuştur. Gordion’ da helenistik dönem büyük İskender’in burayı fethinden sonra (M.Ö. 300-100) başlamıştır. Günlük konuşmalarda karmaşık, çözümü güç işler için sık sık kullanılan "kördüğüm" deyiminin Gordion ile ilgili bir söylenceden kaynaklandığı da ileri sürülür. Doğu seferi sırasında bir kış boyunca Gordion'da kalan Büyük İskender'e ilişkin olarak anlatılan bu söylence "Gordion düğümü" deyiminin ortaya çıkmasına neden olmuştur.Efsaneye göre ünlü Gordion düğümü, bir öküz arabasını bir sütuna bağlayan karmakarışık bir sarmaşıklar yığınıdır. Arabanın okuna boyunduruk çok karmaşık bir düğümle bağlanmıştır .Araba, Midas'ın ya babası ya da atası olan Gordios'a aittir.Yeni bir lider arayışında olan Frigler'e bir kahin tarafından, şehre öküz arabası ile giren ilk adamı kral ilan etmeleri söylenir. İşte bu kişi Gordios'tur.Gordios kral olur ve öküz arabası tapınakta gösterime konulur. Söylenceye göre kente giren Büyük İskender'e kente adını veren Kral Gordios'un arabası gösterilir. Büyük İskender'e bu düğümü çözenin Asya'nın fatihi olacağı söylenir. Bunun üzerine Büyük İskender (M.Ö 334) düğümü çözmeye çalışır ama başarısız olur.Sabırsız bir öfkeyle, kılıcını çeker ve düğümü ortadan ikiye ayırır. İskender gerçekten de Pers İmparatorluğu'nun fatihi ve Asya'nın hakimi olma yolundadır.Ancak 33 yaşında ateşli bir hastalıktan zamansızca ölümü, bilgelerce İskender'in Gordion düğümünü çözmek yerine sabırsızca davranmasının akıbeti olarak görülmüştür. Bundan ötürü değişik ve beklenmedik çözümler gerektiren durumlar "Gordion düğümü" ya da "kördüğüm" diye nitelenir. Yunan ordusunun Sakarya meydan savaşında ele geçirdiği Afyon, Eskişehir ve Kütahyada ana tanrıça Kybeleye ait kalıntıların izleri vardı. Ayrıca Yunanlıların Afyon. Kütahya ve Eskişehiri aldıkları ayın adı Kybelenin sevgilisi Temmuzun adından geliyordu. Ve Yunan halkına bütün bu mitolojik beldelerin ellerinde olmasının önemi anlatılıyordu. Bunlara yakında Polatlıdaki Gordiyonunda katılacağı müjdeleniyordu. Sakarya ırmağının suladığı topraklar ilk çağın birçok tanrı ve tanrıçasına beşiklik yapmıştı. Yunanlıların yüzyıllardır sahip çıktıkları Anadolu mitolojisinin doğup geliştiği yerlerdi Sakarya boyları. Bu nedenle Yunanlılar Sakarya ve çevresini iyi biliyordu. Yunan basınıda kanlı dövüşün Sakarya boylarında başlamasını iyiye yorumluyordu çünkü Eski tanrılar Türk ordusunu Sakarya boylarına çekmişler, orada savaşa zorlamışlardı. Tanrıların beşiği Sakarya boyları Türklere mezar olacak, burada kazanılacak zaferden Büyük Bizans doğacaktı. Tanrılar böyle istiyordu. Yunan kralı Constantinede, sakarya meydan savaşında, Ankara seferine çıkmak üzere Atinadan uğurlanırken, Yunan basını Gordionu yeniden yunan halkına hatırlatmış. Basının, Kral Constantine'in Ankara seferini Büyük İskenderin asya seferine benzetmesi yunan halkını coşturmuştu. Kral Constantine Gordion'da düğümü çözecek, Ankarayı alacak, Türk ordusunu yok ederek Batı anadoluyu Yunanistana katacaktı. Sonra İstanbula yürüyecek, kenti alarak Constantinopolis yapacaktı. Böylece Türklerden şehri savunurken ölen son bizans kralı 13. Constantineden 468 yıl sonra yeniden kurulacak Bizans imparatorluğunun tahtına 14. Constantine olarak çıkacaktı. Anadolu Türklerinin yazgılarınında sakarya boylarında ve Polatlıdaki Gordion önlerinde düğümlendiği ve büyük dönemecin burada yaşanacağı görülüyordu. Tarih boyunca Gordion (Polatlı) hep büyük ve önemli savaşlara tanık olmuş bir dönüm noktasıydı buda böyle bir savaştı. Ama tarih tekrar tekerrür etmiş Constantinede tıpkı Büyük İskender gibi Polatlıdaki bu düğümü çözememişti. Çünkü bu bir kördüğümdü. Gordion Kentinin, Ege kıyılarında Efes'ten başlayıp Frigya topraklarından geçerek Mezopotamya'ya kadar uzanan Kral Yolu üzerinde bulunması onun uzun bir dönem hem ticaret, hem de askerlik bakımından önemini korumasını sağladı.Sonradan (m.ö. 1.- m.s.4. yy.) Roma egemenliğine giren Gordion bu tarihten sonra önemini yitirdi. Daha sonra selçuklu (m.s.11.-13. yy.) dönemi başlamıştır. bütün bu olaylar gordion’ da 4000 yıl gibi kısa bir sürede olmuştur.


Gordion un bulunduğu bölge, Sakarya Irmağı kıyısında, Polatlı’nın 20 km batısında yer alır. Büyük (10-12 hektarlık) bir kale höyüğü ile güneydoğuda yer alan ve Küçük Hüyük olarak bilinen daha küçük (3-4 hektarlık) başka bir höyük ve Sakarya Irmağı’nın bugünkü yatağı boyunca batıya doğru uzanan büyük bir dış şehir yerleşiminden oluşmuştur. Kaledeki yerleşim İlk Tunç Çağından Orta Çağa kadar uzanır. Gordion, yıllarca aynı yerde, yıkılan kerpiç ev ve duvarların üzerine yeni yapıların kurulmasıyla oluşmuş 350 x 500 metre boyutunda yassı bir höyük durumundadır. Dokuz metrelik bölümü günümüze kadar ulaşan kentin güneydoğusundaki anıtsal kapı en önemli kalıntıdır.Kent Kapısı yumuşak kireç taşından yapılmıştır. İÖ 8. yüzyıla tarihlenen bu kapıdan dokuz metre genişliğinde 23 metre uzunluğunda bir koridorla kente ulaşılırdı. Kapının iki yanında yer alan kulelerin avlusu silah deposu olarak kullanılırdı. Ayrıca avluda kralın özel koruma birliklerinin kaldığı ahşap evler vardı. Kuzey avlu tamamen açılmış, güney avlu ise Pers kapısının duvarını korumak için kazılmamıştır. Gordion'un merkezinde saray yer alıyordu. Saray yapılarını, halkın oturduğu evlerin bulunduğu bölümden kerpiç bir duvar ayırıyordu. Teras, yüksek bir salon ortasında sabit bir ocak yanlarında ahşap galeriler bulunan dikdörtgen biçiminde her biri 11x14 metre ölçülerinde yan yana sıralanmış bir oda olan 8 adet mega-ron dan oluşmaktaydı. Bu odalarda yanık arpa ve buğday taneleriyle, değirmen taşları,ekmek pişirmede kullanılan seramik ve toprak kaplar, bulunmuştur. Arkeologlar bu teraslarda sarayın günlük işlerinin yapıldığı görüşündedirler.Bunlar Firiglerin Anadoluda buğday tarımıyla ilgisini göstermektedir.Halen Güneydoğu Anadoluda kullanılan tarlada olgunlaşmadan yakılarak elde edilen Firik buğdayıda buradan gelmektedir.Megaron 3’ün yanına yapılan bir merdivenle terasa geçiş sağlanmıştır. Gordion’daki Frig yapılarının tamamında Kimmer istilasının yangın izlerine rastlanır. Damları, önceleri kamış ve sazla örüldükten sonra üstüne yayılan toprakla kapatılırken İÖ 6. yüzyıldan sonra damları örtmek için pişirilmiş topraktan yapılan kiremitler kullanılmaya başlandı. Yapıların duvarlarının dış yüzleri kabartmalı toprak levhalarla bezenirdi. Kapının hemen girişinde tabanı çakıltaşından yapılmış mozaikle kaplı bir megaron bulunuyordu. Ondan sonraki megaronun tabanı da kırmızı, mavi ve yeşil çakıltaşından yapılmış mozaikle bezenmişti bunlar tarihteki en eski mozaik örnekleridir.Saraydaki Megaron 2, geometrik desenli bir mozaik ile döşenmiştir. Bu mozaik, bilinen en eski çakıltaşı mozaik örneğidir ve bugün bir kısmı Gordion Müzesi’nde sergilenmektedir. Girişteki bu iki megaronun karşısında iki megaron daha vardı. Bunlardan en büyüğü, arkeologların "Megaron 3" diye adlandırdığı yapıdır. Gordion' un en büyük yapısı olan bu megaron yaklaşık 18 X 30 metre boyutlarındadır. Yapı, tabanın altında bulunan kalaslarla iki sıra ahşap direk üzerine oturtulmuştur. Burasının bir tapınak olduğu sanılmaktadır. Megaron 3, MÖ 8. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiş en eski yapılardan birisidir. Ayrıca höyükte sarayın günlük işlerinin görüldüğü birçok yapı daha vardır. Gordion’da bulunan kireç taşından iki aslan başı Ankara’da Anadolu Uygarlıkları Müzesi’ndedir.
Resim
Resim
Resim
Resim



Frigler ölülerini tepe görünümündeki tümülüslere, kaya mezarlarına ve toprak mezarlara gömerlerdi. Lidyalılar’ın tümülüslerinden mezar odasının ahşap oluşu ile ayrılan Firig tümülüsleri, Gordion yakınlarında çok sayıda, Ankara'da (20 kadar tümülüs) Anıtkabir ve ODTÜ kampüsü çevresinde, Dinar-Afyon, Lykia/ Elmalı'da, Tyna'da, Niğde/ Bor, Ulukışla yakınında saptanmış ve incelenmiştir. Tepenin yüksekliği, tümülüslerin mezar odalarındaki ölü hediyelerinin zenginliği ve çeşitliliği gömülen kişinin önemini ve sosyal statüsünü göstermekteydi. İçlerinde çoğu zaman zengin mezar armağanları da bulunmaktaydı. Kaya mezarlarından bir kısmının cephesi ise Afyon/ Arslantaş mezarında olduğu gibi süslüydü. Gordionda Vadiyi çevreleyen yamaçlarda İÖ 8. yüzyılın son döneminden kalma 100 kadar mezar tümülüsü bulunmaktadır. Tümülüs, bir mezarın üzerine toprak yığarak oluşturulan tümsektir. Frigler ölülerini, dikdörtgen biçiminde kazılmış ahşap mezar odalarına ölü armağanlarıyla birlikte çatıyı kapattıktan sonra gömerlerdi.Sonradan mezarın üstü iri taşlarla, toprak ya da kille tümüyle örtülürdü. Mezar odasının üzerine yığılan tepenin yapımında dayanıklılığı arttırıcı kurallara uyulması zorunluydu; aksi takdirde binlerce ton ağırlığındaki toprak yığınının ahşap mezar odasının üzerine yapacağı baskıyı önlemek olanaksızdı. Bu mezarlar günümüzde açıldığında çıkan ahşap yapının çok iyi korunmuş olduğu görülmektedir. Bu tümülüslerin en büyüğü yaklaşık 300 metre çaplı, aşınmasına karşın günümüzde 53 metreye ulaşan (aslında daha yüksekti, erozyonla alçaldı.) yüksekliğiyle etkileyici bir görünümdedir. 3750 yıllık ardıç tomruklarla desteklenen, çam ağacından yapılmış ahşap mezar odası ile de dünyada tek örnektir. M.Ö.8.yüzyılda yapılmıştır. Bu tümülüs 69 m. lik Lidya tümülüsünden (Alyattes’in mezarı) sonra Anadolu’nun ve antik dünyanın ikinci büyük tümülüsüdür. Uzun yıllar Gordion' da kazı yapan Prof. Dr. Rodney S. YOUNG başkanlığındaki kazı ekibi, 300 m. çapındaki tümülüsün eteğinde açtığı tünel ile ardıç tomruklardan oluşan mezar odasına ulaşır. Bu Eskiden ormanlarla kaplı Orta Anadoluda tahribatın geçmişi konusunda önemli kanıtlardan biridir. Büyük tümülüsün mezar odası diğer örneklerden farklı olarak toprak içinde değil toprak yüzeyindedir. Odayı 80 cm. kalınlığında dev kireçtaşı bloklar ayakta tutar. Bu kalın duvarla odanın arasında küçük taşlar yer alır. Mezar 5.25*6.75 ebatında 3.25m yüksekliğinde 4 tarafı kapalı ahşap yapıdadır. Çatı ise yine ahşap malzemeyle kapatılıp üzerine 25cm kalınlığında kil tabakasıyla yalıtılmıştır. Tomruk duvarları delen Young mezar odasına girdiğinde 169 adet tunç ve bakır kap 15 adet çeşitli mobilya, elbiselerde kullanılan büyük boy 175 adet tunç çengelli iğne yani fibula ve karyola üzerinde yatan kral ile karşılaşır. Midas'ın ayağında işlemeli çizme veya potinleri 6 adet fibula ile tutturulmuş 2 kat giysisi vardır. İncelemelere göre 60 yaş civarında öldüğü sanılan 159 cm uzunluğunda kralın üstü 21 kat kumaşla örtülmüştür.Midasın özel eşyalarının dışında atı, zırhı, ve kılıcıda mezar odasına konulmuştur. Yapılan çalışmalar sırasında ilgililerce var olduğu söylenen Midas'a ait vücut iskeletinin kaybolduğu iddia edilir. 1992 yılından başlayarak üzerinde çeşitli araştırmalar yapılan kafatası ise bugün layık olduğu yer olan Ankara Anadolu Medeniyetleri müzesinde sergilenmektedir. Yerel Gordion Müzenin hemen batısında bulunan bir başka tümülüs (Koerte No.III) ile müzenin doğusunda bulunan bir çocuk mezarı (P Tümülüsü), büyük tümülüs ile bir üçgen oluşturmaktadır. iki mezar da 8.yy sonlarına ait olup, tarih olarak birbirine yakındır ve yine tarih olarak büyük tümülüse de tarih uzak görünmemektedir. Mezar sahiplerinin üçü de muhtemelen Frig kraliyet ailesinin üyeleri olup birbirleri ile bağlantılıdırlar. Bu mezarlara ve diğer tümülüslere ulaşmamış olsaydık Friglerin kralları yada kral çocuklarının mezarlarına oyuncaklar, tunç kaplar içinde tereyağı, kuşbaşı et gibi yiyeceklere koyarak öteki dünyaya uğurladıklarını özetle ölülerine verdikleri değeri ve onlara gösterdikleri saygının boyutunu hiçbir zaman öğrenemeyecektik.


Yerleşimdeki ilk kazılar 1900 yılına kadar giden geçmişe sahiptir. Frigya uygarlığının en önemli kalıntılarının bulunduğu 1893 yılında keşfedilen Gordion'da, ilk kez 1901'de Alman arkeologlar Gustav ve Alfred Korte kardeşler kazılar yapmaya başladılar. 1950-1974 yılları arasında Amerika Pennsylvania Üniversitesi Arkeoloji ve Antropoloji Müzesinin sponsorluğu altındaki Gordion Projesi kazıları Rodney S. Young başkanlığında yürütülmüş, başkanlığı önce Keith DeVries ve 1987 yılında G. K. Sams devralmıştır. 1988 yılından itibaren Mary M. Voigt arazi yöneticiliği görevini sürdürmektedir. 2004’te Andrew Goldman altı açma kazmıştır ve değişik eserler ortaya çıkamıştır. 2004’te ayrıca Frig Dönemi kapısındaki konservasyon çalışmalarına devam edilmiştir. Kral Gordios’un efsanevi arabası ve düğümün bulunduğu tapınak antik kaynaklarda belirtilmektedir, ancak bu güne kadar bulunamadı. Kazılar devam ediyor, arkeologlar umutlarını hala yitirmediler. Kazı çalışmaları günümüze dek sürmektedir.


Gordion Müzesinde sergilenen tarihi eserler, Yassıhöyük'te ( Gordion) 1950 yılında arkeolojik çalışmaları başlatan Rodney S. Young yönetiminde bir ekip tarafından ve Amerika Pensilvanya Üniversitesi, Arkeoloji ve Antropoloji Müzesinin sponsorluğu altında çıkarılmıştır. Gordion'da ( Yassıhöyük) arkeolojik yerleşim tabakaları aşağıdan yukarıya doğru Tunç Çağı (M.Ö 3000-1100) , Demir Çağı ve Frig Dönemi ( M.Ö 1100 -300), Büyük İskenderin zaferleri sonrası yaşanmış olan Helenistik Çağ (M.Ö. 300 - 100) ve Roma İmparatorluğu Dönemi ( M.S 1.yüzyıl - 4.yüzyıl ) olarak tespit edilmiştir.Daha sonra bölgeye Selçuklu'lar Döneminde ( M.S. 11.yy - 13.yy ) yerleşilmiş ve böylece Gordion'un 3000 yılı aşkın bir arkeolojik geçmişe sahip olduğu görülmüştür. bugün gordion müzesi'nde kronolojik bir sergileme sunulmakta, her dönem karakteristik örneklerle temsil edilmektedir. üç vitrinde eski tunç devri eserleri, bunu takiben kral midas ile son bulan erken frig dönemine ait eserler yer almaktadır. bu eserler içinde erken demir çağına ait el yapımı çanak-çömlekler, erken frig çağına ait demir aletler, tekstil üretim aletleri sergilenmektedir. Yeni sergi salonunda panoramik vitrin içinde M.Ö. 700 yıllarına tarihlenen tahrip katına ait tipik bir yapı sergilenmektedir. yeni salonun geri kalan kısmında M.Ö. 6 - M.S. 4. yüzyıla ait ithal edilmiş yunan seramiği, helenistik çağ ve roma dönemine ait malzemeler sergilenmektedir. son bölümde ise ziyaretçiler gordion’da ele geçen mühür ve sikke örneklerini izleme imkânı bulmaktadırlar.Son yıllarda Gordion Müzesi'nin ziyaretçi sayısındaki büyük artış, burada yeni düzenlemeler yapılmasını gündeme getirmiştir. Bu çalışmalar içinde 180 m²'lik yeni depo binası, 150 m²'lik ek teşhir salonu, 30 m²'lik laboratuvar ve 35 m²'lik görüntü ile bilgilendirme salonu, 5000 m²'lik yeni açık hava teşhir alanı yapıların belli başlıları arasında sayılabilir. Yeni kazılan alan Friglerin mobilya yapımında kullandıkları sedir, kokulu ardıç, şimşir, sarıçam, ceviz ve porsuk fidanları ile ağaçlandırılmıştır. Bu yeni alana nakledilen 1989 yılında Polatlı İlçesi, Kayabaşı Köyü'nde temel kazısı sırasında ortaya çıkarılan M.S. III. yüzyıla tarihlenen Roma Dönemi mozaiği ve 1954 yılında kaçak kazı sonucu ortaya çıkarılan daha sonra Gordion kazı ekibi tarafından ''O'' tümülüsü olarak adlandırılan Galat Mezarı yapılan işlerin bir bölümü olarak sayılabilir. Polatlıdaki Gordion Müzesi, Avrupa'da Yılın Müzesi yarışmasında finale kalmakla da önemini kanıtlamıştır. Gordion'da bulunan tarihi eserler, buradaki yerel müzede ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.

Gordionu önemli kılan en büyük etken Kral Yolundaki konumudur. Bu yüzdende yazımın son bölümünde Kral Yolu'nun öneminden bahsedeceğim. Ege göçleri sonunda MÖ. 1200 yıllarında Anadolu'ya gelerek Anadolu'ya yerleşen Frigler, Hititlerin yıkılmasıyla 750 yıllarında Gordion (Polatlı) merkez olmak üzere kurulmuştur. Frigler özellikle tarım ve hayvancılıkla ilgilenmiş Midas döneminde ise merkezi Gordion olmak üzere Kral Yolu üzerinden bütün Orta ve Güneydoğu Anadolu’ya egemen, güçlü bir krallık düzeyine ulaşmışlardır. Kimmerlerin saldırısıyla zayıflayan Frigyalılar , Lidyalılar tarafından yıkılmışlardır. Lidyalılar’ın Anadoludaki hakimiyeti yerleşme yerine daha ziyade Kral Yolu üzerinden ticaret amacıyla olmuştur. Firigler’in tarıma önem verdikleri gibi Lydialılar da ticarete önem vermişlerdir. Lidyalılar Kroisos(Karun) döneminde, devlet en parlak dönemini yaşadı. Ülke altın ile doldu. Bilgin, filozof ve şairlere önem verildi. Ticaret ile uğraşmaları sonucunda tarihte ilk madeni parayı icat ettiler. Böylece değiş-tokuş usulünün yerini para almış oldu. Mısır, Asur, Yunan ve İskit (Türkler) devletleriyle ticaret yapmışlardır.Daha çok ticaretle uğraşan bu uygarlık gücünü, Efes'ten başlayıp, Sard'dan geçerek Gordion'a oradanda Asurluların başkenti Ninova'ya kadar ulaşan Kral yolu'na borçlulardır. Bu yol üzerinde konaklama yerleri yaptırdılar . Efes – Ninova arasındaki bu önemli ticaret yolu, doğu – batı arasında ticaretin ve kültürel etkileşimin hızlanmasını sağlamıştır. Esas yerleşim merkezlerinin uzaklığı nedeni ile Gordionda Lidya dönemi izlerine pek rastlanmaz. Fakat ticaret amacıyla yaptıkları "Kral Yolu"nun en önemli bölümü Lidyalıların başkenti Sardes’den(Manisa) Eskişehir (Dorylaion) civarındaki Nakoleia (Seyitgazi), Meros (Kümbet), Midas City (Yazılıkaya) ve Kakkabocone (Han) çizgisini takip ederek Firiglerin başkenti Gordiona(Polatlı) kadar gelir.Çünkü Gordion Teknoloji açısından son derece ileri ve değerli ürünlerin üretildiği bir merkezdi. Bu yüzden Kral Yolunun en önemli noktalarından biriydi. Kral yolunun uzantısı batıdan doğuya doğru, Asurluların başkenti Ninova’ya kadar devam ediyordu . Lidyalılar Güçlü bir ordu yerine, zayıf bir ordu (paralı) oluşturuldu. Bu da ülkenin savunulmasını güçleştirdi. Persler ile yaptıkları savaşı kaybeden Lidyalılar yıkıldı (MÖ.546). Anadolu ve Kral Yolu tamamen Pers hakimiyetine girdi. Kral Yolu Perslerin merkezi Persopolis'e kadar ulaştı. Bizans döneminden beri Anadolu’yu gezmiş, araştırmış ve adlarında kaynaklarda çok sık rastlanan seyyahlar bu yolu takip etmişlerdir. Bu gün Kral Yolu üzerine stabilize yollar inşa edilmiştir. Yolun aslı bu yolların altında kalmıştır. Yazılıkaya Köyü içindeki Motel'in arka tarafında fosseptik çukuru kazılırken bu yolun aslına rastlanmıştır. Ancak bu dikkate alınmadan fosseptik çukuru tamamlanarak kullanıma açılmıştır.
Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini unutma! Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.(Kasas 77)

yaptığımız tüm yorumlar, ya yasal Kazı Öncesi araştırlamarı Esas alarak, yada bilgilenmek amaçlı araştırmaları Esas alarak, yapmaktayız ... LÜTFEN !!! kaçak kazılardan uzak duralım.

Cevapla

“FRİGLER” sayfasına dön