Kayaköy Evleri ve Kiliseleri

Kilise-Manastır Yapılarının Bölümleri Ve Kilise Mezarlıkları hakkında Bilgi Paylaşımının yer Aldığı Bölüm
Cevapla
HayatAğacı
DeFiNeLeRiM MüDaViMLeRi
DeFiNeLeRiM MüDaViMLeRi
Mesajlar: 10608
Kayıt: 15 Şub 2010, 12:19

Kayaköy Evleri ve Kiliseleri

Mesaj gönderen HayatAğacı » 24 Ağu 2010, 21:32

Kaya Köyü'ne Fethiye'nin güneyinden devam eden dağ yolunu takiple 8 km. sonra ulaşmak mümkündür. Diğer alternatif olarak, Fethiye'den Ölüdeniz'e ulaşımı sağlayan karayolunun, Hisarönü kavşağından batıya takiple Kaya Köyü'ne ulaşılır. Yörede oturanların Kaya Çukuru olarak adlandırdıkları yükseltilerle çevrili küçük ovaya, bu yollardan ilki kuzeyden, diğeri doğudan girişi sağlar. Hisarönü yönündeki giriş, ziyaretçileri mübadele sonrası terk edilen yapılarla karşılar. Kuzeydeki girişte ise ziyaretçi, Kaya Köyü panoramasına ve doğuda tek başına yükselen Baba Dağı'nın muhteşem duruşuna hakimdir. Önerimiz; hangi yol ile Kaya Çukuruna gelinirse gelinsin, diğeri ile dönmek, çevre dokusunu tanımak açısından yararlı, ziyaretçiye sunduğu peyzaj açısından memnun edici olacaktır. Dikkatli bir ziyaretçi, her iki güzergahta eski yolların bazı bölümlerini fark edebilir.

Coğrafyacı antik yazar Strabon; Likya Bölgesindeki Telmessos Kenti ve Limanını betimledikten sonra, “... sarp bir dağa ulaşılır. Burada dar ve derin bir derede iskan edilmiş bulunan Karmylessos'a, ... gelinir.” saptaması ile Telmessos yakınında, günümüze kadar kesin olarak yeri tespit edilemeyen antik Karmylessos kentinin varlığını bildirmektedir.

Bazı yüzeysel tespitler ve tabelalarda; Karmylessos Antik Kenti'nin yeri, günümüzde Kaya Köyü ile özdeşleştirilmektedir. Kayaköy ve çevresinde antik döneme ait bazı kalıntılar mevcut ise de, bunlar kapsamlı bir kentin varlığını ortaya koymaktan uzaktır.

Kaya Çukuruna kuzey yönden girişte Gökçeburun Mevkiinde; İÖ. 4.yy.a ait üç adet lahit mezar ile üzerindeki Likçe yazıtlarıyla ayni sayıdaki kaya mezarları, yörede antik çağdan günümüze ulaşan en eski ve kapsamlı kalıntılar olarak gösterilebilir. Bunun dışında, Kayaköy'de Kızlar Okulunun kuzeyindeki kayaya oyulmuş mezar, aynı döneme ait lokal bir eserdir.

Bölgeyi 19. yy. da ziyaret eden Fellows; Karmylessos'u, Kayaköy'ün güneyinde bulunan Gemiler Adası'na uyarlamaktadır. Fellows'un tespiti ve yukarıda belirtilen kalıntıların bulunduğu alanlar; Strabon'un siluetini çizdiği Karmylessos Kentine uyumdan uzaktır.

Bunların dışında, Belen Mahallesi'nin güneyinde Asarcık Tepesindeki geç dönem duvarları altında gizlenmiş Hellenistik Döneme ait küçük bir kale kalıntısı ile Turunç Pınarının güneyindeki hakim sırtlarda kurulu Klasik Dönemden, Bizans Dönemi içlerine kadar uzanan lokal yerleşimler, zamanı bol, meraklı ve ilgili ziyaretçilerin, ancak yöreden temin edecekleri rehber eşliğinde ulaşabilecekleri alanlardır.

Kaya Köyü'nün günümüzdeki popülaritesi, antik dönem kalıntılarından öte, Türk Kurtuluş Savaşı'ndan sonra mübadele sonucu terk edilen metruk bir Rum kentinin varlığından kaynaklanmaktadır. Kaya çukurunda yüzyıllar boyu Rumlar ve Türkler birlikte yaşamışlardır. Bölgede tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sürdüren Türkler ovadaki, zanaat ve ticaretle uğraşan Rumlar ise yamaçlarda kurulu evlerde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Yöreye; Rumlar Levissi, olasıdır ki Oğuzların Kayı boyundan gelen Türkmenler, Kaya adını vermişlerdir. Yerleşimde, mübadeleye kadar her iki isim de kullanılmıştır.

Levissi, filolojik açıdan ismindeki son ek nedeniyle hayli eski bir yerleşim olarak algılansa da, ismi ilk kez İtalyan seyyah Sanuda'nın gezi notlarında (14.yy.) geçer. Yerleşimin bütününde uygulanan planlama ve yapılarda kullanılan malzeme tarihlemede bize fazla yardımcı olamamaktadır. Ancak bazı yapılarda kullanılan taş bloklar ve bazı devşirme mimari parçalar, yakınlarda Erken Bizans Dönemine ait bozulmuş bir yerleşim ve dini yapıların varlığını hissettirmektedir. Fellows, Bölgeye 1838 yılında yaptığı ziyarette Levissi ile ilgili düşüncelerini aktarırken “... yerleşimin egemen konumu ve birkaç küçük mezar, eski küçük kentin belki de Kissidae'nin yerine kurulmuş olabileceği ...” saptamasını yapmaktadır.

İS. 7. ve 8. yy.lardaki Arap akınları, kıyılardaki yerleşimleri hayli etkilemiş, kıyı ve adalarda oturan halk iç kesimlere taşınmıştır. Olasıdır ki Gemiler Adası'nda Arap akınlarından etkilenen halk da Levissi'ye kaçarak yerleşmiştir. Daha sonra Bizans'ın tekrar egemenliğini sağladığı 10 ve 11. yy.larda Gemiler Adası'nda eski görkemine uygun bir yerleşim canlandırılamasa da, yeni bazı yapıların inşa edildiğini biliyoruz. Bu yeni yerleşimcilerin Levissi'den gelmiş olduklarına inanılmaktadır. Son yıllarda bölgede yüzey araştırmaları yapan Japon arkeoloji grubu; Levisis'deki bazı şapellerle Gemiler Adası zirvesindeki kiliseye doğu yönden bitişik şapel kalıntısında, bazı benzer uygulamalar tespit ederek, yapıları İS. 12 ve 13. yy.lara tarihlemişlerdir.

Aşağı Kiliseden başlayarak yapıların aralarına sapmadan arazinin formasyonuna göre kıvrılarak yükselen Levissi'nin en belirgin yolu; günümüzde tamamen takip edilemese de sırtı aşıp Gemiler Adası'na ulaşımı sağlayan Soğuksu Koyuna varmaktadır. Her iki yerleşimdeki benzer yapılar ve ikisi arasındaki ulaşım yolu, Gemiler Adası ve Levissi yerleşimlerinin Geç Bizans Döneminde organik bağını ortaya koymaktadır.

Daha sonraki Osmanlı Döneminde Rum halkı ve Levissi kentinin varlığı, bazı harita ve gezginlerin notlarında geçmektedir. 19. yy.ın ilk yarısında Levissi'yi ziyaret eden Avrupalı seyyahlar, yerleşimde 300 400 evin varlığından söz etmektedirler. Batılı seyyahlardan sonra Osmanlı Devletinde başta Islahat Fermanı ile Müslüman olmayanlara tanınan haklar ve peşi sıra gelen toprak reformu ve vergi kolaylıkları, o yıllarda ticari açıdan canlı olan Levissi'ye göçü özendirmiş olmalıdır. Bunun sonucunda olsa gerek, 1923 yılında mübadele ile boşalan kentten geriye kalan ev sayısı batılı gezginlerin bildirdiği sayının üç katına ulaşmıştır.

Birinci Dünya Savaşından sonra; Sevr Antlaşmasının hükümlerine göre, Anadolu'ya asker çıkaran Yunanlılar, yaklaşık bir asır önce Yunanistan'da kazandıkları bağımsızlıklarını, bu kez Anadolu'yu işgale dönüştürmeye çalışınca, Anadolu toprakları üzerinde yaşayan Rumları heyecanlandırarak, Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı'na kadar sürecek kısa bir sevinç yaşatmıştır. Savaşın Türkler lehine sonuçlanmasından sonra, savaşla Anadolu'ya gelen Yunanlılar ve barış sürecindeki yüzyıllar boyu bu topraklarda dostça, omuz omuza yaşayan, ancak araya giren savaşla kin tohumları ekilen toplumlardan, Rum halkı Yunanistan'a göç etmek zorunda kalmış, göç edenlerin yerine de Batı Trakya'dan aynı kaderi paylaşan Türk göçmenler getirilmiştir.

30 Ocak 1923 tarihinde Yunanistan ile yapılan Türk-Yunan Nüfus Değişimine ilişkin anlaşma hükümlerine göre boşaltılan Levissi'de fonksiyonları tanımlanan 2 büyük kilise, 14 şapel, 2 okul, 2 çeşme, 2 yel değirmeni ile yaklaşık 1000 civarında ev ve bu evlerle orantılı, sarnıç ve tuvalet kalıntıları bulunmaktadır.

Levissi yerleşiminde yapılar; belirli planlamadan uzak, arazinin eğimine uygun olarak, ışık ve manzara açısından birbirlerinin önünü kapatmayacak şekilde inşa edilmişlerdir. Yapılarda güneş kaygısından çok, kuzeydeki panoramaya açılma ön plandadır. Yerleşimin bütününde planlama ve zorlamaya gidilmemiş, doğal zemine uygun mekanlar yaratılmıştır. Gereksinimler basit uygulamalarla çözümlenmiştir. Yapılarda yöresel kırma taş ve Yukarı Kilisenin güney yönündeki mağaralardan elde edilen bir tür çimento ile kireçli harç kullanılmıştır. Bazı yapılarda kullanılan düzgün kenarlı büyük hacimli köşe taşları başka yapılardan taşınmış izlenimi vermektedir.

Levissi yerleşiminde yapıların büyük çoğunluğunu evler oluşturmaktadır. Arazinin yapısına göre tek veya iki katlı olarak inşa edilen evlerde zemin kat genellikle ahır veya kiler olarak kullanılmıştır. Evlerin büyük çoğunluğu tek ve ikişer odalı mekanlardan oluşmaktadır. Üç odalı evlerin sayısı oldukça azdır. Evlerin girişinde genel olarak yaşam alanları ve sarnıçlar bulunmaktadır. Sarnıçların üzeri aynı zamanda ayrı bir mekan olarak kullanılmıştır. Yamaçlara tırmandıkça aşağılardaki sık ve dar planlı ev dokuları seyrelerek, mekanlarda genişleme ve rahatlama görülür. Evlerin taban ve tavan döşemeleri ile kapı ve pencere doğramaları ahşaptır. Ancak mübadele sonrası terk edilen evlerin ahşap elemanları, yörede oturanlar tarafından sökülerek ya kendi evlerinde kapı ve pencere, ya da yakacak olarak kullanılmıştır. Çatıların tamamına yakını düz ve sıkıştırılmış topraktandır. İç mekanlarda ocak, niş ve kornişlerden izler kalmıştır. Sarnıçlar ve tuvaletler evlerin dışındadır. Evlerde banyo için herhangi bir mekan ayrılmamıştır. Temizlik, ya ahşapla bölünmüş dolap niteliğindeki gusulhanelerde ya da evin iç mekanında leğenlerde yapılmış olmalıdır.

Bölgede kaynak sularının yetersizliği nedeniyle sayılarının fazlalığıyla dikkati çeken sarnıçlar, yapıların üzerinde biriken yağmur sularını toplamaktaydı. Yağmur sularını sarnıca taşıyan oluklara ait izler pek çok yapıda izlenmektedir. Evin dışında bazen eve bitişik, bazen bahçenin bir köşesinde yapılan oval planlı tuvaletlerin gideri fosseptikte toplanmaktadır. Bahçeli evlerin bahçe duvarları sınır belirleme niteliğinde olup, hayli alçaktır.

Yoğunluk açısından evlerin dışındaki ikinci yapı grubunu şapeller oluşturmaktadır. Yerleşimin arasına serpiştirilmiş ve güney-batı sırtlara konumlandırılmış dörtgen plan ve semerdam örtüleri ile şapeller kolayca tanımlanabilmektedir.

erleşimde ziyaretçiye görsellik sunan yapıların başında kiliseler gelmektedir. Orijinal ismi Taksiyarhis olan Yukarı Kilise, yerleşimin ortasına yakın hakim bir tepenin üzerinde kurulmuştur. Yüksek duvarlarla çevrili atrium, siyah-beyaz çakıl taşlarının oluşturduğu geometrik desenli mozaik döşeme ile kaplıdır. Bahçe kısmına giriş güney yöndeki kapıdan sağlanır. Genel olarak kırma ve kenarları düzlenmiş taşlarla kireçli harç kullanılarak inşa edilen kilise, dışta kalın pembe bir sıva ile kaplıdır. Kapı ve pencere çerçeveleri mermerle kaplanmıştır. Üç kemerli narteksin bir bölümünün altında içi molozla dolmuş sarnıç bulunmaktadır. Tek nefli yapıya giriş, güney yönde batıya kaymış ve narteksten açılan kapılarla sağlanır. Naosta, ikonastasis duvarı yıkılmıştır. Çatı, apsiste yarım kubbe, naosta haç kollu tonozlarla taşınmaktadır. Narteksin üzeri semerdam örtü sistemine sahiptir.

Yerleşimin batı sınırında bulunan orijinal adı Panayia Pirgiotissa olan Aşağı Kilise, günümüze daha iyi korunarak ulaşmıştır. Korunmasında en önemli etken, yapının 1960'lı yıllara kadar camii olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Çevresi yüksek duvarlarla çevrili kilisenin bahçesine doğu yöndeki kapıdan girilir. Bahçenin güney-doğu köşesinde çan kulesi, kuzey-doğuda küçük bir mezarlık bulunmaktadır. Atrium tıpkı Yukarı Kilisede olduğu gibi çakıl taşlarından oluşturulmuş mozaiklerle kaplıdır. Günümüze maalesef tamamı ulaşmamıştır. Bahçe duvarına güney yönden bitişik üç basamaklı oturma sırası, dini törenlerde ziyaretçilerin oturması için yapılmıştır. Avlunun güney-batı köşesinde bulunan odadaki kemikler, ikinci kullanım için açılan mezarlardan toplanarak getirilmiş olup, kutsal günlerde sahiplerinin ruhları için dualar okunmuştur.

Dıştan gri renkli kesme taşlarla tek nefli olarak inşa edilen kilisenin, kapı ve pencere çerçeveleri beyaz mermerle örülerek yapıya bir harmoni kazandırılmıştır. Avlu ve naos zeminin çift renkli mozaik döşemesi bu renk harmonisine katkı sağlamaktadır. Pencerelerin üzerindeki kemerli kör nişlere kabartma haç motifleri oturtulmuştur. Kuzeyden naosa girişteki kapının açıklığında mozaik üzerinde 1888 tarihi okunur. Kapının üzerindeki yazıttan; söz konusu tarihin, yapının geçirdiği esaslı restorasyon tarihini verdiği anlaşılmaktadır. Kilisenin ahşap olan kapısı, Fethiye Müzesi'nde sergilenmektedir. Batı yöndeki çift katlı narteksin ikinci katına çıkış güney yöndeki merdivenlerle sağlanmaktadır. Nartekste ahşap olan ikinci kat döşemesi yakın zamanımızda tahrip olmuştur.

ek nefli naosta üzeri fresklerle süslü ikonastasis duvarı Levissi yerleşiminden orijinalliği büyük oranda korunabilen eserlerin başında gelmektedir. Camii olarak kullanıldığı dönemde fresklerin üzerine sürülen kireç kaymağı, büyük oranda koruyuculuk yapmıştır. Ancak yakın zamanımızda her şeyi maddeye çevirme ve her şeyi sahiplenme duygularının, her türlü etik ve toplumsal değerlerin önüne geçmesiyle, ikonastasis duvarındaki mimari elemanlar ve fresk levhalarının bazıları çalınmıştır. Levhaların biri özel bir koleksiyonda tespit edilerek geri kazandırılmışsa da, üzerindeki aziz betimlemesi ve boyalar tamamen kazınmıştır. Onun içindir ki yapı, her yönden uyumsuz demir parmaklıklarla kapalıdır.

İkonastasis duvarı, Tanrı'nın ana sunağı olan apsisi, cemaatin toplandığı sahından ayırır. Büyük oranda mermer levhalarla kaplı duvarda, simetri ön plandadır. Ortadaki kapının üzerinde boya ile karşılıklı iki melek figürü işlenmiştir. Kapının üzerindeki birinci frizde merkezde atnalı biçimindeki çelenk içerisinde, İsa portresi cepheden, her iki yanda madalyon çelenkler içerisinde, ayrı ayrı 12 aziz betimlemesi bulunmaktadır. Bunun üzerindeki frizde aralarını sütuncukların sınırladığı dörtgen levhalarda; 13 adet Konulu Ortodoks İkonoları işlenmiştir. Bu ikonalarda; Doğum, Kudüs'e Giriş, Göğe Yükseliş, Tebliğ, Son Akşam Yemeği gibi konuları tanımlamak mümkündür. İkonaların üzerindeki biri silmelerle sınırlandırılmış diğeri yarı plastik iki frizde alçak kabartma bitkisel süslemeler bulunmaktadır. İkonastasis duvarında ve iç mekanda koyu sarı ve mavi renkler hakimdir.

Yapı narteks ve iç kısımda ayrı ayrı haç tonozlarla örtülüdür. Naostaki haç tonozun orta kesişme noktasında yuvarlak kubbe, ağırlığı yan duvarları destekleyen yarım sütunlar üzerine taşımaktadır.

Kiliselerin dışında iki ayrı okul binası yerleşimin ortak yapılarından diğer grubu oluşturmaktadır. Kızlar ve erkeklerin ayrı eğitim aldığı Levissi'de Kızlar Okulu Turabi Çeşmesi'nin hemen üzerindeki yükseltide, Erkekler Okulu Yukarı Kilise'nin kuzey-batısındaki tepenin zirvesinde yer almaktadır. Halen Fethiye Müzesi'nde bulunan Kızlar Okulu'nun kitabesinde, yapıyı Lövisidi Kardeşlerin yaptırdığı belirtilmektedir. Sadece ilköğretimin yapıldığı okullarda öğrenim dili Rumca olarak okutulmuştur. Öğrenciler daha yüksek öğrenim için, Rodos, Atina ve İstanbul'a gönderilmişlerdir.

Yerleşiminde kullanma suyu evlerin çatısı üzerine yağan yağmur sularının toplandığı sarnıçlardan temin edilmiştir. İçme suyu ise, Levissi'ye Hisarönü Köyü yönünden girişte ve Kızlar Okulunun altında bulunan çeşmelerden alınmıştır. Turabi Çeşmesi, önünden ve yanından geçen yollara revaklı cephe vermektedir. Çeşmenin üzerinde 1919 tarihli yapım kitabesi bulunmaktadır.

Levissi'de tanımlanabilen yapılardan diğer grubu yel değirmenleri oluşturmaktadır. Yerleşimin güneyindeki sırtta Batı Şapelin yaklaşık 100 m. batısında bulunan yel değirmeni, denizden gelen rüzgarlara açıktır. Diğer yel değirmeni Kaya Çukurunun güney-batısında Değirmentepe'nin zirvesinde bulunmaktadır. İçten iki katlı olan yuvarlak planlı yel değirmenlerinden günümüze sadece beden duvarları ulaşmıştır.

Yukarı Kilisenin kuzey kesimdeki boş alan ve çevresi, kentin ticari alanını oluşturmaktadır. Yapılar bugün tam olarak tanımlanamasa da kullanıldığı dönemde çevrede kahve, kasap, manav, bakkal, kumaşçı gibi dükkanların bulunduğu bilinmektedir.

Mübadele ile Levissi ve Fethiye'den Yunanistan'a göçen halkın bir bölümü Atina yakınlarındaki Nea Makri banliyösüne yerleştirilmiştir. Gerek göçü yaşayan Rumlar, gerekse Kaya Köyü'nde kalan Türklerden Levissi'nin canlı günleri hakkında bazı bilgiler toplanmıştır. Bunların bir kısmı Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nin yayınları ile tanıtılmıştır. Yerleşimin bütününe bakarak ifade edilemeyen burada aktaracağımız bazı bilgiler, bu yayınlar ve o günleri yaşayanların anlatımlarından derlenmiştir. Buna göre; Türk ve Yunan hükümetleri ile yapılan halkların karşılıklı değişimi anlaşmasına göre Levissi Kentini terk eden Rumlar, 1923 yılında bölümler halinde Fethiye Limanından Yunanistan'a göç etmişlerdir. Yerlerine Batı Trakya'dan getirilerek yerleştirilen daha az sayıdaki göçmen ise, Kayaköy'deki koşulları beğenmeyerek, Anadolu'nun başka yerlerine göçmen olarak yerleştirilmiş akrabalarının yanlarına taşınmışlardır.

Levissi'li Rumlar ticaret ve el sanatları ile geçimlerini sağlıyorlardı. Marangoz, bakırcı, kalaycı, demirci gibi zanaatkarlar, Kayaköy'ün dışında mevsimlik olarak başka Türk köylerine çalışmaya giderlerdi. Bayanlar genellikle ev işleri ile ilgilenir, boş zamanlarında dokuma yaparlardı. Çocuklar için ilköğretim mecburi idi. Kızlar ve erkekler ayrı ayrı okullarda Rumca eğitim alırlardı. Daha yüksek eğitim için öğrenci; Rodos, İstanbul veya Atina'ya gitmek zorundaydı. Okulların aksine Türkler ve Rumlar ayni kahvelere gider, birlikte vakit geçirirlerdi. Ancak birbirlerinden kız alıp vermezlerdi.



Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim


Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini unutma! Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.(Kasas 77)

yaptığımız tüm yorumlar, ya yasal Kazı Öncesi araştırlamarı Esas alarak, yada bilgilenmek amaçlı araştırmaları Esas alarak, yapmaktayız ... LÜTFEN !!! kaçak kazılardan uzak duralım.

Kullanıcı avatarı
PANORMOS
DEFİNELERİM ÜYESİ
DEFİNELERİM ÜYESİ
Mesajlar: 1678
Kayıt: 11 Haz 2010, 11:15

Re: Kayaköy Evleri ve Kiliseleri

Mesaj gönderen PANORMOS » 24 Ağu 2010, 23:27

ustad eline klavyene sağlık... :tsk
ASGARİ OKUYAN, ASGARİ ÜCRETE TALİM EDER...

Cevapla

“KİLİSE - MANASTIR YERLEŞİMİ VE MEZARLARI” sayfasına dön