Cahit Zarifoğlu

Mizahi Konularımızın Paylaşıldığı Bölüm
Cevapla
moonlight
DEFİNELERİM ÜYESİ
DEFİNELERİM ÜYESİ
Mesajlar: 143
Kayıt: 22 Mar 2010, 14:56

Cahit Zarifoğlu

Mesaj gönderen moonlight » 25 Mar 2010, 18:22

Cahit Zarifoğlu'nun Hayatı (1940 - 1987)

1940 yılında Ankara'da doğan Cahit Zarifoğlu aslen Maraşlıdır.

Babasının memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini Siverek, Ankara, Kızılcahamam ve Kahramanmaraş'ta tamamladı. 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Öğrencilik yıllarında çeşitli kurumlarda çevirmen olarak çalıştı. Dil kurslarına katılmak için Avrupa'ya gitti. Bu vesile ile belli başlı Avrupa ülkelerini dolaştı. Döndükten sonra özel bir lisede öğretmenlik, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu ve TRT'de çevirmenlik, son olarak İstanbul radyosunda denetçilik görevinde bulundu. Edebiyat çalışmalarına lise yıllarında başlayarak, Maraş gazetelerinde şiir ve hikayeler yazdı. Yine Maraş'ta Açı dergisini çıkardı. Sanat hayatının bir bölümünde şiirleri Papirüs, Türk Dili, Yeni Dergi’de yayımlandı. Daha çok Diriliş, Edebiyat, özellikle de Mavera dergilerinde çıkan şiir, hikaye, günlük ve eleştirileriyle tanındı. Bir süre, kurucularından olduğu Akabe Yayınları ve Mavera Dergisi'ni yönetti. Yeni Devir, Milli Gazete ve Zaman gazetelerinde Ahmet Sağlam, Vedat Can, Abdurrahman Cem imzalarıyla yazdığı köşe yazılarıyla yakın bir dialog içine girdiği geniş bir okuyucu kesimince ilgiyle izlendi. Ayrıca İslam, Kadın ve Aile, Gülçocuk ve bazı çocuk dergilerinde ürünleri çıktı. Son yıllarda çocuk edebiyatına yöneldi. Çocuklar için yazdığı kitaplardan biri olan Yürekdede Ve Padişah adlı eseriyle 1984'te Türkiye Yazarlar Birliği'nce çocuk edebiyatı dalında yılın yazarı seçildi. Çizgi dışı şiiri ve kendine has şiir diliyle ilk bakışta zor anlaşılır ama son derece orjinal şiirler yazdı. 7 Haziran 1987 yılında İstanbul'da vefat etti. Mezarı İstanbul Beylerbeyi'nde Küplüce Mezarlığı'ndadır.


Yayınlanmış eserleri:


“İşaret Çocukları” (Şiirler, 1967), “Yedi Güzel Adam” (Şiirler, 1973), “İns” (Hikâyeler, 1974), “Menziller” (Şiirler, 1977), “Yaşamak” (Günlükler, 1980), “Serçekuş” (Uzun Hikâye, 1983), “Ağaçkakanlar” (Masal, 1983), “Katıraslan” (Masal, 1983), “Yürek Dede ile Padişah” (Masal, 1984, Türkiye Yazarlar Birliği Çocuk Edebiyatı Ödülü), “Savaş Ritimleri” (Roman, 1985), “Korku ve Yakarış” (Şiirler, 1986), “Bir Değirmendir Bu Dünya” (Denemeler, 1987), “Motorlu Kuş” (Masal, 1987), “Sütçü İmam” (Tiyatro, 1987), “Gülücük” (Şiir, 1989), “Ağaç Okul” (Şiir, 1990).



AFGANİSTAN ÇAĞILTISI



Bütün azalarını harbe çağır

Sofran açılsın elin şehit ballarından alsın



Saraylar damlar yeniden kurulsun

Ağaçlar içinden akan nehre

Dalçık günde bin kere ve gecelerde

Omuzbaşlarını denetleyen defterlerden yalnız sağdaki kalsın



Kalem yazsın yazsın

Küheylan bir aşık ol

Öyle yalvar ki ellerim zahmet balyalasın

Kaslar şehit dalgaları ve haykıran kan

Başlasın vuslat gününü toprağa

Başlasın hatırlatmaya denize kumsalını



Şimdi üzgünüz arkadaş

Yolumuza çıkmayın üzgünüz...



Hava çok hoş denizin tuttuğu yerler derin

-Konuş şimdi zaman hiç geriledi mi

Hava çok hoş kuşların tuttuğu yerler berrak

-Konuş şimdi daveti duydun mu

Bir gece uyandın ki ellerin başaklarda

-Konuş şimdi açık ağzına o gül yaprağı konan şehidi gördün mü

Çoktan hayretle dondu kaldı bağlar ovalar

-Konuş şimdi bekliyor mu yalınayak çocukları ağacında buğday



Hava çok hoş insanın tuttuğu yerler azar azar

Kalbin zengin davetleriyle oynar

Çocuklar o anda çok yakında bakarsın bir aşk sayhasında



Yaslanırlar güzel anaların kollarına

Hava çok hoş başın tuttuğu idrak yanımızda



Adamlarımız yiğit

Kadınlarımız hamarat

Çocuklarımız dolu bilinç harmanı

Köpeklerse sayılı



Elimizde cahiliye dönemi sonrası bir pala

(Kavmiyetçilik etme dedik ucu kırılır)



Kırıldı da

Şimdi severiz türkmeni peştunu

Onarılmış gerilmiş bileylenmiş ve doğramakta



Isın gökyüzü ısın

Çocukları kavrulmuş kadınlar yeniden hamarat yeniden gebe



Bunlar gübre insan değil

Gömlekler çelik zırh

Öyle bir çalgı çaldılar ki

Seslerin çağırıp koyunlara bile

Koyduğu zehirli gaz rüyaları



Analara şaşkın çocukların

Üç beş yaştakilerin

Yüzleri harp yarası

Harp yanığı

Ama öpülmekte okşanmakta yanakları



Hangisi hangisine mübadil

(Dünya bu olamazdı)

Hangisi özne hangisi edilmiş gelinmiş bilinmemiş

Yağmur peyderpey kar tane

Gamzem oyuyor düşüncemi

Kime eşitim nasıl nerdeyim

Gamlanmaktayım



Hayır bir tereddüttü geçti

Füsun bu karadağmağdeni

İsyan muannit

Mösyö sevinçli mister memnun ağa yarı tok köylü sarı yaprak

Millet üzgün



Hani dengeler kuracaktık

batının kızıl ulusları bindokuzyüz seksen kölelik yapmak istemiyorum



bu kahveniz

yıldızlarınız şapkanız

buyrun unutmuş olmalısınız dehanız şerefiniz

buyrun cep feneriniz

Buyrun boynumuzdaki halkayı tutunun

Ve semirin



Hani dengeler kuracaktık

Hani çağdaş uygarlıklardan tutunacaktık

Hayır batının ulusları kızıllarla karışık

Bin dokuz yüz seksen bay batıya buna şuna

Cennetlik yapmak istemiyorum

Çevir tarihi çevir

BindörtyüzBİR



Bu kafa ne zaman köreldi

Çalınanlar siren besteleri

İmdatlarla düşün

Bu anne asla merhamet dışında

Gözleri nemli olmamıştı



Hayır batının ulusları yıl bindokuzyüz seksen değil

Bindörtyüz bir

Fakat beşyüz yetmiş dokuz yıl geçmiş değil

Ne bir karışıklık var

Ne bir dev rüya görmüş

Değil



Kıraç bir yamacı bir ekspres kıymıklıyor gibi

Tünellere ses basılmış değil

Elbette bunlar değil

Yazmaktan çektiğim yalnızlık da değil

Bahsi kapatalım ve yatalım için de değil

Hiçbir şey değil hiç biri değil



Anlatabildik mi arkadaş. Acaba

Körebe bitti duvarı kaldır at



Haydi zemini düzledik alt yapısını kurduk savaşın

Dikil yanıma

Ellerimizde birer çakıl taşı

Onlarla dikilelim karşı karşıya

Yüzlerimizin kefen örtülerini yırtalım baştan başa

Görürsün berrak içi

Derisi yüzülmüş kan gibi yüzlerimizin

Bu harp başka



Kim diyorsa ki batılılarla başımız bir taşta

Cellatlarla aynı kaptan yiyoruz

Aynı kirli hava

Aynı kafa ayağımızın bodrumunda

Hayır arkadaş bu hesap bambaşka

Ne son aylardayız ne bu son gün

Sanki dünya bir tek kaldırıp vuracağım gürze gebe



Gözleri yumuşak yüzü yorgun bileği sert toprak

Sanma ki harp derdinden geçtim

Düşünme ki dökeceğin kanlar hunhar

Derimin altında ne belalar baygın

Bir devlet taşıyorum başımda

Bu ev bana dayanmaz

Çöker kızıllar kuduran inleri dünyanın



Arkadaş

Şimdi yalnız savaş


AĞARTI



sevgililer yüzüne karşılık geldim

kaygı bağırdı gözevlerimde



günlerin yamanan yıldızlar

ve üzülen gökkuşaklarıyla

doluluğundan söz ediliyor

evlerde çocuklar arşınlanıyor

ve alkışlanıyor babalar

ki tütün başında

ekmek başında kabir başında



günler yenilenen bir isim

merdivenleri büyük ağzıyla çıkan meral

haftada üçer gün üçer hafta

ince uzun veya kahverengi

ve gelinlik sabah çatışmasında

yoğunlaşan yorgun artık ben

köprü ortasından yarılmış bu ara

organın ve güneşin salgınlığı

toprağa gelir gibi oldu an

başlar ikinci artık



beygirler uzağa kayıyorlar



bu arada gelinmeler

arkadaş yapıtlarına yar koyma

yöremdeki çimler



bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu

ve hastalandıkları

çalışan yüreklere uzak

bekardan korkan ev sahiplerinin

kapılarda kızlık heykelleri

bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi



yemekten kalkma çelişmesi

erkek oluşunuza binaen

bu arada özel sıkıntılarımızın

kılıç kuşanmış hali

durmadan kanlanıp hatırladığımız

bunalan kadınlar

ben alda'yı bunalıyor görüyorum rüyamda

kırbaç gibi insanı saran etrafımızda

kelebek kanatları gözler

akılda kalan ağızlar

hatlar

seviyi yoran alkışlar

bir şehri paramparça edip

ortasından yarıp uykuları

evlerin sahanlıklarına

misafir odalarına

lavabonun altındaki dolaba

çocukların hücumluk yataklarına

iri erkeklerin şakaklarına

kadınların çırpınan dudaklarına

ve kızların sancaklarına sığınan

ve benim damarlarımda itişen uykulara



bir şehrin ortasından tren geçiyor

o şehirde büyük rüzgâr vardır

bir oyuncakçı vitrininin önünde

insanların durdukları ve duruşlarını

değiştirmedikleri trenle birlikte

şehrin ortasından oyuncak trenlerin

cezalandırmış şekilleri



kendisini buyruk

vitrine yapışık insanların kafalarındaki

içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları

durdurup parçalamadıkları

önüne yüzer ellişer

yatıp apartman kadar

ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken

öpüp ağızlarını ezdirmedikleri



noktanın sonuna kadar

bir sinir bir can yanmasıyla

bir parçamı

bir demir mengeneye

koyup sıkmak istiyorum mu nedir

dilimi



bir acı mı ne gerek

öyle uykum var ki

öyle istiyorum ki



o içinden marşandizler

şimşek gibi fırlayan

şehirde hemen

hat boyunda ilk tahta evde

derin yatakta

her an çığlıklarıyla

uyuyayım kıyametler

bir ejder geçsin

öyle tanıdığım

öyle canımın içinde



durup gelmeyince

morfin gibi arıyorum direnmeni

iğne üzerinde yüzün gelip

kuşatmıştı beni

ama düşündükçe Korkmak

yüzünle geldiğini



Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim


ANILAR DEFTERİNDE GÜL YAPRAĞI



Anılar Defterinde Gül Yaprağı

Gibi Unutuldum Kurudum

Başıma Düştü Sevda Ağı

Bir Başıma Tenhalarda Kahroldum.

Sen Kimbilir Rüzgarlı Eteklerinle Kimbilir

Hangi İklimdesin

Ben Sensiz Bu Sessizlikle

Deliler Gibiyim

Sensiz Bu Sessizlikle.



Ayrılıkla Başım Belada

Gözlerini Çevir Gözlerime



Yoksa Ben

Sensiz Bu Sessizlikle

Deli Gibiyim

Sensiz Bu Sensizlikle.


ARZUHAL



Çiledinmi

Dünya tutar inilemen

Ne saltanatı dünya pahada

Ne saltanatı dünya pahada

Ne kalbi altın mezarı şöhret

Yer şahit

Şahit bizler kardeşlerin

Alevli hüzünlerdin mevla için



Ne atın yıllar verdin hep

Dirilsin diyordun ve yöneliyordu binlerle

Kapkara parlak ışıklı ve ışıtan göz

Kıvırcık utangaç ve uçurumlardan güvenlere götüren

Ve yalın

Henüz gelmiş gibi kınından

Ne altın yıllar verdiğin hep

Ve ağır ağır çeviriyordun

O dalgın ve ağır yüzünü devrin

Yuya yuya o güzel Elçiye



Ne altın yıllar verdiğin hep

Biriki bronz kişi konabilseydi önüne

Ve ne altın yıllar daha çiledin

Artık yalnız değil adımların

Şimdi daha iri doğuyor sabahları

Horantası bir hayli arttı güneşin



Kişinin güzelliği ağa ustalarına göredir



senin köylün olayım

o uzak iklimleri erişilmez beldeye

bakabilemezdik senin götürmen olmasa



şu küçücük kalpte

(yaman halimiz helal ettiremezsek)

nice hakkın yüklü.



Cevapla

“MİZAH ve EĞLENCE” sayfasına dön